AÇLIK

                         AÇLIK…


                        Afrika’nın kızgın kumlarında şafak sökerken, genç belgeselci Arda, kamerasıyla gizlenmiş şekilde etrafı gözetliyordu. Günün ilk ışıkları, altın sarısı kumların üzerinde dans ederken Arda’nın gözleri yavaşça uyanan doğayı izliyordu. Her bir hareketi dikkatlice takip ederek, vahşi doğanın gerçek yüzünü yansıtmak istiyordu. Bu mükemmel fırsatı yakalamak için geceden fark edilemeyeceği çukura girmişti. Üzerine kamuflaj örtüsünü örtmeden önce kokusunu bastırana kadar çamura bulanmıştı. Karşısındaki tek su kaynağının etrafındaki sessizlik, aniden patlak verecek olan doğanın acımasız yüzüyle yer değiştirecek gibiydi. O sırada karşıdan yaklaşan toz bulutunun içindekileri göre bilmek için kamerasının zoom ayarını yaptı.

              Güneşin sıcak ışıkları , antilopların kürklerini parlatıyor, hareket ederken gölgeler oluşturuyordu. Sürünün lideri, genç ve güçlü antilop, etrafı dikkatle gözlemliyordu. Her adımda çevresindeki tehlikeleri sezmek için kulaklarını dikmişti. Antiloplar, iç güdülerinin ve yılların getirdiği deneyim ile çevresindeki her ayrıntıyı takip ediyorlardı. Korku ve umut arasında takip eden bu duygular ile suya doğru ilerlediler. Aralarına katılmış yavru antiloplarını korumak için etraflarında etten duvar örmüşlerdi. Arda ,bu manzara karşısında çok heyecanlanmıştı. Bu onun sahada ilk ve tek başına olduğu andı. Kamerasını kayda geçirdi. Zarif ama bir o kadarda acımasız bir ana şahitlik etmek için günlerdir çabalıyordu. Şimdiye kadar yaptığı işler basit doğa olayları ve gezi tavsiye programlarıydı. Şansı yaver giderse belgesel program dünyasında yer edine bilirdi.

         Yakın bir yerde , çalılıklar arasında pusuya yatmış sırtlanlar vardı. Gözleri, suya doğru ilerleyen antilopları dikkatlice izliyordu. Açlık , her bir sırtlanın zihninde baskın bir şekilde yer etmişti. Günlerdir süren avlanma çabaları sonuçsuz kalmıştı. Her geçen an , açlığın getirdiği vahşet, güçleniyordu. Midelerinde hissettikleri boşluk, avlanma iç güdülerini tetikliyordu. Bu sefer sabırsız davranmayacaklardı. Yaptıkları hata ve acele davranışla tüm bir sürüyü kaçırmışlardı.

          Antiloplar Arda’nın kamerasının kadrajında suyun kenarında , güneşin yansımalarıyla ,savanların sarısı göğün mavisi, rüzgarın getirdiği kokular…kıyıya yaklaşan meraklı, oyuncu yavrularla tam bir cennet görüntüsü vermekteydi. Bir kısmı etrafı kontrol ederken, bir kısmı suyunu içmeye başlamıştı. Bu sıcak ve kurak coğrafyada bir an önce işlerini bitirip gitmelilerdi. Geçirdikleri her saniye onları tehlikeye sokuyordu.

          Sırtlanlar ,avlanma tarzının inceliklerini biliyordu. Yavaş ve sessizce çalılıkların arasından ilerlediler. En savunmasız an su için değişim yaptıkları andı. Gözlerine kestirdikleri antilobun toplu halde etrafını sararak, ilk buldukları yerden o taze sıcacık etten ısırık alacaklardı. Her bir sırtlan konumunu ve hareketini hesapladı. Saldırı anı geldiğinde , kusursuz uyum içerisinde hareket etmeleri gerekiyordu. Güçlü ve sağlıklı antilobu yakalamak riskli olabilirdi. Ama zayıf ve tecrübesiz antilop kolay avdı. O nedenle sürünün yavruları hedefteydiler. Sırtlanlar, avlarını sıkıştırmak için bir çember oluşturdular. 

              Açlık, savanada herkesi aynı arenaya çekmişti. Arda kariyerini, antiloplar suyunu, sırtlanlar ise hayatlarını bu temel ihtiyaç uğruna riske atıyordu."


                 Arda , bu anı kameraya alırken sırtlanların gözlerindeki odaklanmayı ve avlarına duydukları açlığı hissede biliyordu. Sırtlanların antiloplar radarına girmesine kısa an, kaldığında kasları gerildi, göz bebekleri büyüdü, saldırıya geçmek için sürü liderinden son bir işaret beklediler. Ağızlarından açlıktan kaynaklı salyalar akmaya ,gözleri zümrüt gibi parlamaya başladı. Kokusunu aldıkları taze etin onlarda yarattığı açlık arzusuyla son hamlelerini yapmaya hazırlandılar. Ardanın sesini kısmayı unuttuğu cep telefonu çalmaya başladı. 

                 Ekip başkanı, sabah erken saatte odasına gittiğinde Ardanın tek başına bu çekime gittiğini fark etmiş. Başına bir iş getirmeden onları beklemesini istemek için aramıştı. Arda işine bağlı cesur bir çalışandı. Ancak bu cesareti tedbirsizliğe çok kolay dönüşüyordu. Ve bu vahşi coğrafyada tedbirsizlik demek ;

AV OLMAK DEMEKTİ !

                Beklenmedik bu ses ,sessizliği yırtarak tüm dikkatleri üzerine çekti. Antiloplar ani hareketle bulundukları yerden hızlıca kaçmaya başladılar. Sırtlanlarda şaşkınlıkla sesin kaynağına döndüler . Gözleri Arda ‘nın olduğu bölgeye kilitlendi. Sırtlanlar havayı koklayarak ,onunda besin zincirinin parçası olduğunu anladıklarında , etrafını çoktan sarmışlardı. Arda, yavaşça kamerayı yere bırakıp geri çekilmeye çalıştı. Avlarını kaybetmiş olan sırtlanlar, açlıklarının getirdiği acımasızla bu sefer Arda’ya yönelmişlerdi. Onun her hareketini inceleyerek çemberi daraltmaya başladılar. Hayatta kalma güdüsüyle ne yapacağını bilmez haldeydi. Olduğu yerde zıplamaya ellerini sağa sola açarak daha büyük ve daha anlaşılmaz görülmeye çabalıyordu. Boğazı parçalanacak gibi bağırdı ‘’ Heyyyy Heyyyyy böööööö’’ diye sırtlanlara doğru yürüdü. Onları korkutmaya çalışıyordu. Ses telleri geriliyor ,çığlıkları çölün sessizliğinde yankılanıyordu. ‘’Gidin buradan …Defolun ! diye bağırarak kollarını sallıyordu. Her çığlık sırtlanların bir adım geri adım atmasının sağlıyor ama açlıklarının ve iç güdülerinin baskın gelmesiyle çemberi daraltmaya devam ediyorlardı.

   Belgesel ekibinin başkanı hemen otelin güvenlik ekibiyle irtibat kurmuştu. Çekimin planlandığı noktaya ulaşmak için harekete geçmişlerdi. Ancak mesafe uzundu. Birkaç saat süren yolculuk Arda ‘nın kaderini değiştirmeye yetmedi. Başkan ve ekibi nihayet olay yerine vardıklarında Arda’nın aracını park ettiği yerde buldular. Etrafta Arda’nın izini aramaya başladılar. Tekrar telefonu aradıklarında sesin çok uzaktan da olsa duyulduğunu fark ederek o yöne koştular. Olan biteni anlamaya çalışırken ,gördükleri manzara karşısında donup kaldılar. Arda , çukurun içerisinde sırtlanlar tarafından parçalanmış halde yatıyordu.  

             Ekip çalışanı ,yerde hala çalışan kamerayı fark etti. Hemen geriye sararak ardanın son canlı gözüktüğü ana geri döndüler .Arda telefonun çalmasının verdiği şaşkınlıkla kamerayı yere bırakmış ve artık suyun kenarını değil kamera onu çekmekteydi. Korku dolu gözlerle telefonu kapatmaya çalıştığını gördüler.

Sırtlanlar Arda’ya saldırmış ve her biri denk geldiği yerden vücudunu parça parça koparmışlardı. Arda’nın çığlıkları boğazından çıkan yırtıcı sesle birleşiyordu. Görüntülerde Arda’nın gözlerindeki acı ve korku çok net görülüyordu. Ekip arkadaşları göz yaşlarını tutamazken, bazılarının ise olay yerine sinen kan kokusundan midesi bulanıyordu Sırtlanlar, açlıktan deliye dönmüşçesine Ardanın üzerine atladılar. İlk darbeyi alan kolu, bir sırtlanın dişleri arasında kırıldı. Acı dolu haykırışları çölde yankılandı. Sırtlanların dişleri etine battıkça Arda’nın her bir kası gerilmişti. Vücut parçaları birer birer sırtlanların ağzında iştahla kayboluyordu. Sırtlanlar avlarının kanını ve etini, vahşice yutarken Arda’nın bilinci hala açıktı. Son nefesi çığlıklarıyla birlikte kaybolmuştu. Doğanın kanunları karşısında savunmasız kalmış av yerine geçmişti. Kameraya kaydedilen her saniye, canlı canlı yenilişini tüm gerçekliğiyle gözler önüne seriliyordu. Kan ,çığlıklar ve sırtlanların vahşi pençeleri, ağızlarında kaybolan her bir parçası, bu anları sonsuza dek unutturulmayacak kabusa dönüştürmüştü. Sırtlanlar çekildiğinde geriye sadece Arda’nın parçalamış bedeninden kırmızı gölge kalmıştı. Yüzünün büyük kısmı yenilmiş kafa derisi sıyrılmış ve saçları otların arasında kumla bulanmış şekilde parlıyordu. Kameranın kadrajında uzaktan bir antilop sürüsü belirmeye başladı. Sanki bu anı izlemeye gelmişler gibiydi. Arda’nın çığlıkları onlarında dikkatini çekmişti. Uzaktan izleyiciler olarak kalırken, bu görüntü av ve avcı arasındaki sonsuz döngüyü, doğanın kanunlarını ve yaşamın ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyordu. 

      Ana fikir ders çıkarılması gereken en önemli gerçek ‘’Telefonun sesini kısmayı unutma ,günün yemeği olma’’ 






Yorumlar