Kayıtlar

YÜREĞİMİZDEKİ DİKENLER

Begonya Konakları'nda yaşayan iki aile, Selda ve Kemal çifti ile Metin ve Simay çifti, başlangıçta komşuluktan çok daha fazlasını paylaşan dostlar olmuşlardı. Yaz akşamlarında birlikte çay içip, çocukların bahçede koşuşturmasını izlerlerdi. Hafta sonları doğaya karışır, kamp yapar ve gelecek ile ilgili planlar kurarlardı. Hatta bu planların içerisinde güneye inmek, orada bir arazi almak ve beraber aynı bahçeyi paylaşmak vardı. Ancak, güzel günlerin yerini çekişmeler ve kin dolu günler almıştı. Hatta bir bahçe içine yerleşme planları bile ortadan kalkmış, bırakın ileride bir yere yerleşmeyi, şu an oturdukları aynı bahçe alanında bile birbirlerine tahammülleri kalmamıştı. Metin ve Simay, bir gün bahçeye iki limon ağacı, iki dikenli gül ve sarmaşık ekmeye karar verdi. Başlangıçta bu bitkiler, bahçenin güzelliğine güzellik katacak gibi görünüyordu. Ancak, bitkilerin amacı sadece estetik değildi. Metin, bu bitkileri Kemal ve Selda'nın bahçenin ortak alanlarından geçmesini engellemek...

ÇIPLAKLIK GİYİNMEKTİR

  1/4                           BAKMAK VE GÖRMEK ARASINDAKİ FARK              Hasan Efendi aldığı karardan pişman olmaya başlamıştı. Son günlerdeki sefil ve borçlu hayatından çıkış için para kazanması gerekiyordu. Kapıcılık yaptığı apartmanda Kemal Bey'den yardım isteyince, "Hasan abi, ben izne çıkacağım. Benim yerime bir hafta çalışabilir misin?" demişti. Açıkçası onun gibi temiz, bakımlı, yakışıklı, boylu poslu bir erkeğin yerini bu güdük tip ile nasıl dolduracaktı, bilemiyordu.         Şimdi buradaydı. Soyunması için ona bir kabin göstermişlerdi. İşe bu kadar çabuk kabul edilmesi de şaşırtıcıydı. Kemal Bey, "Hasan Efendi, bir şey yapmayacaksın. Güzel Sanatlar Fakültesi'nde canlı modelim. İş kolay. Öğrencilerin önünde çizimleri için model olacaksın," dediğinde sözleşmeyi okumadan imzalamış, şimdi okumadığı maddelerden dolayı pişmanlık yaşıyordu. İyi de para ver...

PETUNYAM BENİM NAZLI ÇİÇEĞİM

 PETUNYAM BENİM NAZLI ÇİÇEĞİM Masada sessizce oturuyordum. Günlerden farklı olarak, etrafımdaki her şey bana yabancı geliyordu. Toplantı sırasında aldığım haberle dünyam tarumar olmuştu. Uzun yıllarımı verdiğim şirkette bana ihtiyaç olmadığını söylemişlerdi. Oysa ben gecemi gündüzüme katmış, özel hayatımdan tavizler vermiş, onlarca emek çabanın sonucunda, “yollarımızı ayırıyoruz. Yine de kapımız sana açık” gibi zırvalanan kelimelerle süslü bir işten çıkarma yaşamıştım. Öğle saatine kadar bile burada kalmak bana zul gelmişti. Çantamı topladım ve son eşyalarımı da alarak binadan çıktım. Güneş yüzüme vurmasına rağmen, içim buz gibiydi. Sanki bir kasvet bulutu üzerime çökmüş, karanlık her şeyimi gölgeliyordu. Caddenin karşısına geçmek için adım attığımda, bir fren sesi ile kendime geldim. “Ablacım, Ravza’da mı geziyorsun? Hadi kendine acımıyorsun da bana da mı acımıyorsun?” Taksici yarı beline kadar araçtan sarkmış, elini havaya kaldırarak devamında bir şeyler daha söyledi. Vahamet içi...

EKŞİNİN GÜCÜ

 EKŞİNİN GÜCÜ  Limonun ekşi tadı dilime değdiği anda tüm vücudum irkildi. O keskin, kesif ekşilik anında duyularımı uyardı. Yüzümde istemsiz bir buruşma hissettim. Sanki tüm tat tomurcuklarım tek bir noktada yoğunlaşıp o ekşiliği emdi. Dilimde adeta bir patlama, damağımda bir karıncalanma hissettim. Bu tat, hem ferahlatıcı hem de rahatsız edici bir etki bırakıyordu. Ekşi tadın dilimde bıraktığı his, tıpkı bir elektrik şoku gibi, aniden gelip bütün duyularımı canlandırdı. Limonun ekşiliği, içimde bir canlılık, bir uyanış hissi yarattı .Ekşi tat, bana hem enerji veriyor hem de anlık bir şaşkınlık yaratıyordu. Ayrıca, ekşiliğin getirdiği ağız kamaşması ve artan tükürük salgısı hemen fark ediliyordu. Ağzımda bir doluluk hissi, tükürüğümün hızla arttığını hissettim. Bu fiziksel tepki, ekşi tadın ne kadar güçlü ve etkileyici olduğunu bir kez daha hatırlattı.

AÇLIK

                         AÇLIK…                         Afrika’nın kızgın kumlarında şafak sökerken, genç belgeselci Arda, kamerasıyla gizlenmiş şekilde etrafı gözetliyordu. Günün ilk ışıkları, altın sarısı kumların üzerinde dans ederken Arda’nın gözleri yavaşça uyanan doğayı izliyordu. Her bir hareketi dikkatlice takip ederek, vahşi doğanın gerçek yüzünü yansıtmak istiyordu. Bu mükemmel fırsatı yakalamak için geceden fark edilemeyeceği çukura girmişti. Üzerine kamuflaj örtüsünü örtmeden önce kokusunu bastırana kadar çamura bulanmıştı. Karşısındaki tek su kaynağının etrafındaki sessizlik, aniden patlak verecek olan doğanın acımasız yüzüyle yer değiştirecek gibiydi. O sırada karşıdan yaklaşan toz bulutunun içindekileri göre bilmek için kamerasının zoom ayarını yaptı.               Güneşin sıcak ışıkları , antilopların ...

SESLERİN SESSİZLİĞİ

                          SESLERİN SESSİZLİĞİ             Sağlık teknikeri sesleniyor ‘’Seda hanım burada mı ‘’? Sesim boğuk çıkıyor. ’’Evet. Geliyorum. Bir dakika müsaade eder misiniz’’ Mr girmek beni korkutuyor. Geçen komşumuz anlatıyordu. ‘’Ah kardeş, tabuta mı girdim ,mr anlamadım. Üstüme üstüme geldi. Bir daha mı (!)              Tek kullanımlık önlük giyip ,soğuk ve steril odaya giriyorum. Gösterilen yere uzanıyorum. Serili ince kağıt hışırtılar çıkartıyor bedenimin altında. Huzursuzluk içindeyim. Teknisyen bana sakin olmamı ve hareket etmememi söylüyor. Elime panik butonunu sıkıştırıyor. ‘’kendinizi kötü hissederseniz lütfen bunu sıkın. İşlemi hemen bırakırız’’             Mr cihazının manyetik tüneli içine yavaşça kayıyorum. Makinenin içi soğuk ve klostrofobik hissettiriyor. Sesler başlıyor. Önce hafif bir tık...

MİÇO

                   MİÇO            Kediler sahiplerini kendileri seçermiş… Sitemizde onlarca sokak kedisine bakmaktayız. Görseniz hepsi birbirinden güzel. Evimiz bahçe dubleks daire, geniş bahçeye açılmakta. Gün içinde kedilerin biri gider biri gelir. Mamalarını yerler, sonra sitenin ön bahçesine geçerler. O ısrarla bahçede kalıyor, hatta eve girmek istiyordu. Sarı çizgili kürkü, gıdısında beyazı, boncuk gibi gözleri, o mıncırası yanaklarla diğerlerinden hemen ayrılıyordu. Evde köpeğim olduğu için zarar vereceğini düşünüp mama saatinden sonra su tabancası almıştım; üzerine sıkmama rağmen inatla bahçede kalıyordu. Kalmakla kalmıyor, yüksek sesle miyavlayarak beni içeri al diyordu. Görmezden geldikçe kendini göstermek için büyük çaba harcıyordu. Üst kata mutfağa çıktığımda en yakın konuma gelip oradan sesleniyordu. "Pisst git buradan" derken, bu durumlar her gün rutine dönünce isim koyma ihtiyacı hissettim. Ç...