Kayıtlar

Kasım, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

YÜREĞİMİZDEKİ DİKENLER

Begonya Konakları'nda yaşayan iki aile, Selda ve Kemal çifti ile Metin ve Simay çifti, başlangıçta komşuluktan çok daha fazlasını paylaşan dostlar olmuşlardı. Yaz akşamlarında birlikte çay içip, çocukların bahçede koşuşturmasını izlerlerdi. Hafta sonları doğaya karışır, kamp yapar ve gelecek ile ilgili planlar kurarlardı. Hatta bu planların içerisinde güneye inmek, orada bir arazi almak ve beraber aynı bahçeyi paylaşmak vardı. Ancak, güzel günlerin yerini çekişmeler ve kin dolu günler almıştı. Hatta bir bahçe içine yerleşme planları bile ortadan kalkmış, bırakın ileride bir yere yerleşmeyi, şu an oturdukları aynı bahçe alanında bile birbirlerine tahammülleri kalmamıştı. Metin ve Simay, bir gün bahçeye iki limon ağacı, iki dikenli gül ve sarmaşık ekmeye karar verdi. Başlangıçta bu bitkiler, bahçenin güzelliğine güzellik katacak gibi görünüyordu. Ancak, bitkilerin amacı sadece estetik değildi. Metin, bu bitkileri Kemal ve Selda'nın bahçenin ortak alanlarından geçmesini engellemek...

ÇIPLAKLIK GİYİNMEKTİR

  1/4                           BAKMAK VE GÖRMEK ARASINDAKİ FARK              Hasan Efendi aldığı karardan pişman olmaya başlamıştı. Son günlerdeki sefil ve borçlu hayatından çıkış için para kazanması gerekiyordu. Kapıcılık yaptığı apartmanda Kemal Bey'den yardım isteyince, "Hasan abi, ben izne çıkacağım. Benim yerime bir hafta çalışabilir misin?" demişti. Açıkçası onun gibi temiz, bakımlı, yakışıklı, boylu poslu bir erkeğin yerini bu güdük tip ile nasıl dolduracaktı, bilemiyordu.         Şimdi buradaydı. Soyunması için ona bir kabin göstermişlerdi. İşe bu kadar çabuk kabul edilmesi de şaşırtıcıydı. Kemal Bey, "Hasan Efendi, bir şey yapmayacaksın. Güzel Sanatlar Fakültesi'nde canlı modelim. İş kolay. Öğrencilerin önünde çizimleri için model olacaksın," dediğinde sözleşmeyi okumadan imzalamış, şimdi okumadığı maddelerden dolayı pişmanlık yaşıyordu. İyi de para ver...

PETUNYAM BENİM NAZLI ÇİÇEĞİM

 PETUNYAM BENİM NAZLI ÇİÇEĞİM Masada sessizce oturuyordum. Günlerden farklı olarak, etrafımdaki her şey bana yabancı geliyordu. Toplantı sırasında aldığım haberle dünyam tarumar olmuştu. Uzun yıllarımı verdiğim şirkette bana ihtiyaç olmadığını söylemişlerdi. Oysa ben gecemi gündüzüme katmış, özel hayatımdan tavizler vermiş, onlarca emek çabanın sonucunda, “yollarımızı ayırıyoruz. Yine de kapımız sana açık” gibi zırvalanan kelimelerle süslü bir işten çıkarma yaşamıştım. Öğle saatine kadar bile burada kalmak bana zul gelmişti. Çantamı topladım ve son eşyalarımı da alarak binadan çıktım. Güneş yüzüme vurmasına rağmen, içim buz gibiydi. Sanki bir kasvet bulutu üzerime çökmüş, karanlık her şeyimi gölgeliyordu. Caddenin karşısına geçmek için adım attığımda, bir fren sesi ile kendime geldim. “Ablacım, Ravza’da mı geziyorsun? Hadi kendine acımıyorsun da bana da mı acımıyorsun?” Taksici yarı beline kadar araçtan sarkmış, elini havaya kaldırarak devamında bir şeyler daha söyledi. Vahamet içi...

EKŞİNİN GÜCÜ

 EKŞİNİN GÜCÜ  Limonun ekşi tadı dilime değdiği anda tüm vücudum irkildi. O keskin, kesif ekşilik anında duyularımı uyardı. Yüzümde istemsiz bir buruşma hissettim. Sanki tüm tat tomurcuklarım tek bir noktada yoğunlaşıp o ekşiliği emdi. Dilimde adeta bir patlama, damağımda bir karıncalanma hissettim. Bu tat, hem ferahlatıcı hem de rahatsız edici bir etki bırakıyordu. Ekşi tadın dilimde bıraktığı his, tıpkı bir elektrik şoku gibi, aniden gelip bütün duyularımı canlandırdı. Limonun ekşiliği, içimde bir canlılık, bir uyanış hissi yarattı .Ekşi tat, bana hem enerji veriyor hem de anlık bir şaşkınlık yaratıyordu. Ayrıca, ekşiliğin getirdiği ağız kamaşması ve artan tükürük salgısı hemen fark ediliyordu. Ağzımda bir doluluk hissi, tükürüğümün hızla arttığını hissettim. Bu fiziksel tepki, ekşi tadın ne kadar güçlü ve etkileyici olduğunu bir kez daha hatırlattı.

AÇLIK

                         AÇLIK…                         Afrika’nın kızgın kumlarında şafak sökerken, genç belgeselci Arda, kamerasıyla gizlenmiş şekilde etrafı gözetliyordu. Günün ilk ışıkları, altın sarısı kumların üzerinde dans ederken Arda’nın gözleri yavaşça uyanan doğayı izliyordu. Her bir hareketi dikkatlice takip ederek, vahşi doğanın gerçek yüzünü yansıtmak istiyordu. Bu mükemmel fırsatı yakalamak için geceden fark edilemeyeceği çukura girmişti. Üzerine kamuflaj örtüsünü örtmeden önce kokusunu bastırana kadar çamura bulanmıştı. Karşısındaki tek su kaynağının etrafındaki sessizlik, aniden patlak verecek olan doğanın acımasız yüzüyle yer değiştirecek gibiydi. O sırada karşıdan yaklaşan toz bulutunun içindekileri göre bilmek için kamerasının zoom ayarını yaptı.               Güneşin sıcak ışıkları , antilopların ...

SESLERİN SESSİZLİĞİ

                          SESLERİN SESSİZLİĞİ             Sağlık teknikeri sesleniyor ‘’Seda hanım burada mı ‘’? Sesim boğuk çıkıyor. ’’Evet. Geliyorum. Bir dakika müsaade eder misiniz’’ Mr girmek beni korkutuyor. Geçen komşumuz anlatıyordu. ‘’Ah kardeş, tabuta mı girdim ,mr anlamadım. Üstüme üstüme geldi. Bir daha mı (!)              Tek kullanımlık önlük giyip ,soğuk ve steril odaya giriyorum. Gösterilen yere uzanıyorum. Serili ince kağıt hışırtılar çıkartıyor bedenimin altında. Huzursuzluk içindeyim. Teknisyen bana sakin olmamı ve hareket etmememi söylüyor. Elime panik butonunu sıkıştırıyor. ‘’kendinizi kötü hissederseniz lütfen bunu sıkın. İşlemi hemen bırakırız’’             Mr cihazının manyetik tüneli içine yavaşça kayıyorum. Makinenin içi soğuk ve klostrofobik hissettiriyor. Sesler başlıyor. Önce hafif bir tık...

MİÇO

                   MİÇO            Kediler sahiplerini kendileri seçermiş… Sitemizde onlarca sokak kedisine bakmaktayız. Görseniz hepsi birbirinden güzel. Evimiz bahçe dubleks daire, geniş bahçeye açılmakta. Gün içinde kedilerin biri gider biri gelir. Mamalarını yerler, sonra sitenin ön bahçesine geçerler. O ısrarla bahçede kalıyor, hatta eve girmek istiyordu. Sarı çizgili kürkü, gıdısında beyazı, boncuk gibi gözleri, o mıncırası yanaklarla diğerlerinden hemen ayrılıyordu. Evde köpeğim olduğu için zarar vereceğini düşünüp mama saatinden sonra su tabancası almıştım; üzerine sıkmama rağmen inatla bahçede kalıyordu. Kalmakla kalmıyor, yüksek sesle miyavlayarak beni içeri al diyordu. Görmezden geldikçe kendini göstermek için büyük çaba harcıyordu. Üst kata mutfağa çıktığımda en yakın konuma gelip oradan sesleniyordu. "Pisst git buradan" derken, bu durumlar her gün rutine dönünce isim koyma ihtiyacı hissettim. Ç...

İSLAHİYENİN LANETİ

  İSLAHİYENİN LANETİ           O anda dünyam karardı. Boğazımdaki yanma hissi o kadar şiddetliydi ki, konuşmak imkansız hale gelmişti. Etrafımdaki sesler uğultuya dönmüş, içimde bir volkan patlamış ve alevler boğazımdan aşağıya akıyordu. Nefes almak bile zorlaşmıştı. Her nefes alışımda sanki ateş soluyordum.            Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Göz yaşlarım ,acımı hafifletmiyor aksine yangına atılan su misali daha coşturuyor, söndürmüyordu.           Anlımda ter damlaları birikmişti. Her geçen saniye durumum daha da kötüleşmekteydi. Boğazımdan hırıltıya benzer sesler çıktığını hayal meyal hatırlıyorum. Etrafımdaki kişiler durumun farkında değil ,neşe ile sohbet ediyor arada da bana bakıp gülüyorlardı. Neden kimse bana yardım etmiyordu?                Yoksa dışarıdan şuan çektiğim acı belli olmuyor muydu ? Derin derin nefesler almaya çalışıyor...

İNSAN AĞILLARİ

  İNSAN AĞILLARI: Toplumsal Özgürlüğe Bir Çağrı Ağıl nedir? Hayvanların barındığı mekana verilen addır. Fazla yüksek olmayan, çitle veya duvarla çevrili alanlardır. Hayvanlar bu ağıllar ile belirli yerlerde tutulur ve ağılın öngördüğü çitler arasında dolaşırlar. Bu yapı, topluluğun güvenliğini sağladığı gibi aynı zamanda özgürlüklerini de kısıtlayarak bir arada tutulmalarını sağlar.  Yapının sahibi de topluluk elitleridir. Birbirleriyle bağlantılı olup, karar alma süreçlerinde önemli rol oynarlar. Genelde Orantısız miktarda servet, ayrıcalık, siyasi güç veya beceriye sahip olan etkili insanlardan oluşurlar. Modern toplumlarda, bireyin eğitimsizliği, kurallara uymaması, düşünsel ve inançsal farklılıkları, sistemin de insan ağıllarını oluşturmasının en büyük etkenidir. Sistem, bireyleri görünmez bariyerlerle, düşünce ve davranışlarını kontrol altına almayı hedefler. Bu sınırlar, toplumsal normlar, eğitim sistemleri ve medya aracılığıyla inşa edilir. Bireylerin özgür düşünme yeti...

BANA KIRMIZIYI ANLAT

        BANA KIRMIZIYI ANLAT…          Telefonu açtığımda genç bir kızın sesini duydum. “İldem ben. Nasılsın ablacım? Senden bir ricam olacak. Yan komşumuz Faik Bey görme engelli. Köpekleri Zeus’u sahiplendirmek istiyorlar,” dedi. Yuva bulmam için yardım istiyordu. Kabul ettim. Köpeğin fotoğraflarını göndermesini istedim. Bir yandan da kızıyorum; görme engelli kişinin ileriyi düşünmeden bir canı sahiplenmesi ve şimdi de ondan vazgeçmeleri… Kendimce yardım ederken bu candan nasıl vazgeçiyorlar, aklımca hesap soracağım. İldem’in tarif ettiği eve geldim. Kapıyı ince yapılı, uzun boylu bir adam açtı. Faik Bey için geldiğimi söyleyecekken, “Saadet Hanım değil mi? İldem kızım şimdi aradı, geleceğinizi haber verdi. Buyurun,” dedi. Adam o kadar rahat hareket ediyordu ki içimden “Faik Bey’in eniştesi sanırım,” diye geçirdim. Eliyle içeriyi işaret etti. Salonda, şişman gözlüklü oturan adamı gördüm. Önündeki eşyaları elleriyle inceliyordu. İçerisi birbi...

KAVALA KURABİYESİ

                                                 ANNE KURABİYESİ.              Feribot Bozcaada iskelesine yanaştığında, yaşlı kadın derin bir nefes aldı. Yıllar sonra adaya geri dönmek , hem heyecan hem de hüzün veriyordu. Hafızası eskisi gibi değildi. Alzheimer hastalığı onun bir çok anısını silip götürmüştü. Ancak adadan esip feribota gelen rüzgar, ona tanıdık bir şeyler taşıyor gibiydi            Hayatının son demlerinde, çocukken göç ettikleri adaya geri dönme isteğiyle yanıp tutuşmuştu. Kardeşinin kızı Eleni, bu yolculukta ona refakat ediyordu. Mübadele zamanında ailesi ile Türkiye’den Amerika’ya göç etmişler, ada hatıraları artık hayal gibiydi. Yetmiş yıl bu özlemi şarkılarda bazen de annesinin yaptığı kurabiyelerde yaşamıştı. Annesini kaybettikten sonra adaya ait izler zamanla ...

GECENİN RENGİ

 GECENİN RENGİ….   Annem ile beraber köye, diğer ailemi ziyarete geldik. Evimiz iki göz oda kerpiç evdi. Önündeki dar açık sahanlığın ucunda yemek pişirmek alanı oluşturmuşlar, diğer ucunu da yıkanma yeri olarak düzenlemişler. Tuvaleti de orada yenilenmiş olarak göreceğimi ümit ederek kapıyı açtım. Sadece bir çeşme ve etrafı taş ile döşenmiş yıkanma alanı gördüm. Köy evlerinde tuvaletin çok uzakta inşa edilmesi beni rahatsız etmiştir. Çocukken her gece tuvalete gitmek zorunda kaldığımda yaşadığım korku ve çaresizlik aklıma geldi. Özellikle gece vakti veya kötü hava koşullarında bu yolculuk oldukça zahmetli oluyordu.      Bazı şeyler değişmiş gördüm; bahçe çitinin yanına sokak lambası konmuş, su tesisatı evin içine alınmış, evin önünde sahanlık elden geçirilmiş, değişmeyen tek şey, bahçenin diğer ucundaki tuvalet, bıraktığım gün gibi dimdik ayakta duruyordu .Tahtası yıpranmış kapısı yılların izini taşıyordu. Etrafı dikenli ağ...

KÖYLÜ KIZI

                             KARMAŞIK-KÖYLÜ KIZI             Çocukluğum dağların arasında saklı kalmış, küçük bir köyde geçti. Eski Rum kasabası olduğundan zaman içinde ismi Armaşa’ dan Akmeşe’ye evrilmişti. Bence devrilmiş. Armaşa olarak bahsedeceğim.            Armaşa’ın köyü olan Mecidiye’ye Sekiz aylık bebekken kış günü getirildim ve yedi yaşında sonbahar mevsiminde ayrıldım         Annemin evi ,iki göz oda ,kerpiç evdi. Dedemle beraber yaşardık. Neden annemin kocasına dede diyorum bilmiyordum. Babam olduğunu söyleyen bir adam arada sırada şehirden gelir, elinde bir kasa Coca-Cola, bir poşet adını bilmediğim, mis kokusu burnuma gelen yiyecekler olurdu. Annemin şalvarı arasına saklanır, kınalı sarı saçlarımı geriye doğru atar, babam olduğunu söyleyen adama yabani bakardım. Oda sanki ürkek kedi yavrusuna yanaş...

TERSİNE AKAN NEHİR 2.BÖLÜM

                           KIRIK KALPLER MELODİSİ                   Özlem, kapıyı açarak yavaşça içeriye girdi. Oda, daha soğuk ve karanlıktı. Kapının karşısındaki cam köşesinden kırılmış, içeri sızan rüzgar, perdeleri hafifçe dalgalandırarak ürkütücü bir melodi çalıyordu. Yatakta kimse yoktu. Etrafına bakarak gözleri Cemil’i aradı. Yatak odasının köşesinde eski bir dolap, üstünde tozlanmış fotoğraf çerçevesi gördü. Yıpranmış soğuk taşlar üzerinde, yalınayak yürüyerek yaklaştı. İçini kaplayan ürperti omurgasını titreterek yukarıya doğru tırmanıyordu. Fotoğraftan daha genç bir Cemil ve Özlem ona bakmaktaydı. Mezuniyet günüydü. Cemil onlara sürpriz yaparak törene yetişmiş, fotoğraf çekilmeden önce kulağına eğilerek ’’aferin benim havuç kafam ,işte böyle izlerimi takip et’’ demişti. Ondan daha duygusal sevgi dolu kelimeler beklerken ,’’Havuç kafa’’ de...

TERSİNE AKAN NEHİR

 1.bölüm                             TERSİNE AKAN NEHİR : Bir koridorun içindeki duygusal yolculuk                      Özlem hayatının belki de en karışık dönemini yaşıyordu. Cemil’e olan aşkı ile kocası arasında sıkışıp kalmıştı. Met cezir yaşayan deniz gibi bir taşıyor, bir geri çekiliyor, bir ilerliyor içinde ki ahlaki baskılar ile boğuşuyordu. Bu çelişki onu adeta ikiye bölüyordu. Metin’ in işi sebebiyle ülke dışına taşınacaklar ve Özlem içinde sakladığı sırların duygusal yükü ile bu evi terk edecekti. Ailesine ait bu eski evi Cemil satın almıştı. Burada son geceleriydi.               Bavulu hazırlarken yatak odasına doğru ilerledi. Çamaşır sepetinde kendine ait olmayan bir eşya gözüne takıldı. Cemil’e doğum gününde aldığı üzerinde kalpler olan pembe bir çoraptı. Ortamdaki herkes bu hediyey...

PAYLAŞILAN YALNIZLIK

  Nedendir bilinmez dışarıdan bakıldığım zaman çok yalnız ve şekilsiz gözüke bilirim. Hatta rengimi bile beğenmeye bilirsiniz. Büyük bir parkın en uzak köşesinde, üzerindeki cilası soyulmuş, bazı yerleri kazınmış, koca bir çınarın gölgesinde sessizce beklemekteyim…. Ben sükûnetin ve huzurun yeri değilim. Sırların ,acıların, korkuların ,ayrılıkların ,itirafların şahidiyim. Genelde parkın en hareketli ve en bakımlı yerleri, aileler sevgililer ve kalabalıktan beslenen yalnızlıktan korkan, arayıştaki insanların yeriydi. Mutluluklar sevinçler o bölgede yaşanırken, bana gelen insanlar, genelde korku ıstırap pişmanlıklar ve yalnızlık ile yoğrulmuş oluyorlardı… Konuşa bilseydim eğer, her birine hayatınızın ne kadar kısa ve değerli olduğunu söylemek isterdim. Doğum ve ölüm arasındaki zamanlarda insanlar geliyorlar ve gidiyorlardı. Kalanını daha hiç görmedim.    Hep buradayım…Bekliyorum… Buraya konulduğum ilk günü hatırlıyorum. İmalattan yeni çıkmış tertemiz gıcı...

SONBAHAR

 SONBAHAR Arkadaşımın tavsiyesi ile cumartesi gecesi Sonbahar filmini izledim. Yeni bir kitabı okumaya başladığımda sürekli not alır araştırırım. Belki de bu yüzden kitap okuma süreçlerim çok uzun zamana yayılır. Filmlerdede durum aşağı yukarı aynıdır. Özellikle sanatsal içeriğe sahip yeni bir filme başladığımda ,nerede çekilmiş, başrolü kimdir, hikaye gerçek hayattan mı, izlemeye değer mi. Öncesinden bu araştırmaları yaparak filmi izlerim. Sonbahar filmi, genç yaşta görüşleri nedeniyle ceza almış Yusuf’un hikayesi. Yaklaşık on yıldır hapishanede. İçinde bulunduğu koşulların sistemine karşı , tepki olarak ölüm oruçlarına katılmış sağlığını kaybetmiş. Film 90lı yılların karmaşasını, o dönemin karanlık ve soğuk derin etkisiyle yüzleşmiş öğrencilerin hayatına pencere açmış. Açlık grevi yapan mahkumlara hoparlörden ’’her şeye rağmen yaşamak güzeldir ‘’ anonsu ile bize gösterilen şartların uyuşmaması büyük bir ironiydi. Yapılan muayenede çok az ömrü ka...

SİCİLYA LİMONATASI

 SİCİLYA LİMONATASI…..EXSPRES LİMONATA limonata yapmak için malzemelerimi listeledim. Pazara gitmek şarttı. İşin olmazsa olmazı, Roman kadınlardan limon almaktır. Pazarda aramasanız da elinde bir avuç limonla, eteğini bir heybe gibi kuşağına bağlamış, limonu bitmeyen kadın, size ulaşacaktır. Gülümseyen yüzü ile peşimize takılır, an gelir onunla sohbet ederken buluruz kendimizi.         Akşamın ayazı içime işlemiş, alış verişe geç kaldım diye bir yandan kendime kızıyorum. Aylardan Ocak, sokağa çıkarken kat kat giyinmeme rağmen hala üşüyordum. O ise karşımda naylon terlikle, ince kumaş çiçekli eteği ve kayık yakalı tişörtü, başında tülbendiyle duruyordu Sanırsın ki yaz gelmiş, mevsim çiçeği kadar renkli açılmış ,neşeli bir figür olarak elindeki limonları uzatmış, parlayan gözleri ile aslında ‘’alasın abe abla akşama kadar bu soğukta üşüyorum ekmek parası ‘’demekteydi.  Limoncu kadın kış mevsimin soğuk, kasvetli ...