İSLAHİYENİN LANETİ

  İSLAHİYENİN LANETİ

          O anda dünyam karardı. Boğazımdaki yanma hissi o kadar şiddetliydi ki, konuşmak imkansız hale gelmişti. Etrafımdaki sesler uğultuya dönmüş, içimde bir volkan patlamış ve alevler boğazımdan aşağıya akıyordu. Nefes almak bile zorlaşmıştı. Her nefes alışımda sanki ateş soluyordum.

           Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Göz yaşlarım ,acımı hafifletmiyor aksine yangına atılan su misali daha coşturuyor, söndürmüyordu.

          Anlımda ter damlaları birikmişti. Her geçen saniye durumum daha da kötüleşmekteydi. Boğazımdan hırıltıya benzer sesler çıktığını hayal meyal hatırlıyorum. Etrafımdaki kişiler durumun farkında değil ,neşe ile sohbet ediyor arada da bana bakıp gülüyorlardı.

Neden kimse bana yardım etmiyordu? 

              Yoksa dışarıdan şuan çektiğim acı belli olmuyor muydu ? Derin derin nefesler almaya çalışıyordum. Her nefes alışımda, sanki ciğerlerime ateş doluyordu. ‘’Yardım edin . Ölüyorum ‘’ diye bağırmak için ağzımı açtım ama nafile. Dilim bana ait bir organ değil di ve istemsizce sağa sola sallanıyordu. Karşımdakiler ise bu durumdan daha da hoşnutmuşçasına gülüyorlar ve beni işaret ederek anlamsızca el kol hareketleri yapıyorlardı. Durumumum onları eğlendirdiğini fark edince, çaresizce tam karşımda oturan pekte ortamda olmaktan memnun kalmadığını hissettiğim genç adama gözlerim takıldı. Yaşadığım tüm acıyı yansıtarak, ona doğru baktım. Bakışlarımız bir an için birbirine kilitlendi ve yaşadığım tüm duygularımı ;evrende sonsuz bir boşlukta sadece ikimiz varmışçasına akıttım. Beni anlamasını ve yardım etmesini dilemekten başka elimden bir şey gelmiyordu. Genç adamın bakışlarına soru sorar gibi bir ifade yerleşti. Elindeki rakı kadehini kaldırdı. Bana doğru salladı. Biraz evvelki o dalgın ve isteksiz hali geçmiş ,müziğinde etkisiyle neşelenmiş hafifçe dans etmeye başlamıştı. ‘’Allah’ım ben öldüm. Burası cehennem olmalı. Benimde cezam bu her halde ’’Yaşarken kimseye yardım etmeyen ben, burada biri bana yardım etsin diye yalvarıyordum.

                   Omuzuma dokunduğu anda beni duyan birinin varlığının mutluluğu ile elin sahibini görmek için baktım. Lokantadaki garsonlardan biriydi. Diğer elinde bir bardak beyaz içecek vardı. Başımı sağa sola sallayarak ,hırıltılı bir sesle’’su….su ‘’diye bildim. Garson elindeki bardağı dudaklarıma doğru getirerek yavaş nazik ses tonuyla ‘’lütfen bunu için . inanın acınızı dindirecek tek şey bu. Su aksine daha çok yakacaktır ‘’dedi. Kendimi onun şifali ellerine bırakmıştım. Süt tadını hemen aldım. Yudum yudum içtikçe içimdeki yangında sönmeye başlamıştı. Hayretler içindeydim. Oysa ömrüm boyunca acı yiyince hemen su içerdim. Her ne kadar acımı geçirmese de içimi serinletirdi. Masadaki tüm sesler kesilmiş herkes bizi izliyordu. Hepsinin yüz ifadesi aynı mimikle kaplanmış ve benden duyacakları kelimeleri bekliyorlardı.

        Garsona dönerek ona çok müteşekkir olduğumu söyledim. Yardımları içinde cebine bir miktar bahşiş bıraktım. Genç çocuk, ’’bir isteğiniz olursa hemen şuradayım ‘’diyerek restoranın kasaya yakın kısmındaki alanı göstererek uzaklaştı. Benden bir şeyler duymayı bekleyen kalabalığa doğru döndüm.’’ Yediğim en acı biberdi. Evet iddiayı kaybettim arkadaşlar .Ben ki çok acı biber severim ama bu ufffff ! tıpkı adı gibiymiş ‘’İslahiye biberi’’ ıslah etti beni.  

‘’İslahiye biberi Gaziantep ‘te adını aldığı ilçede üretilen acı biberdir ve merkeze heykeli dikilmiştir. Heykeli dikilecek kadar varmış ☺’’







Yorumlar