TERSİNE AKAN NEHİR 2.BÖLÜM

                           KIRIK KALPLER MELODİSİ

                  Özlem, kapıyı açarak yavaşça içeriye girdi. Oda, daha soğuk ve karanlıktı. Kapının karşısındaki cam köşesinden kırılmış, içeri sızan rüzgar, perdeleri hafifçe dalgalandırarak ürkütücü bir melodi çalıyordu. Yatakta kimse yoktu. Etrafına bakarak gözleri Cemil’i aradı. Yatak odasının köşesinde eski bir dolap, üstünde tozlanmış fotoğraf çerçevesi gördü. Yıpranmış soğuk taşlar üzerinde, yalınayak yürüyerek yaklaştı. İçini kaplayan ürperti omurgasını titreterek yukarıya doğru tırmanıyordu. Fotoğraftan daha genç bir Cemil ve Özlem ona bakmaktaydı. Mezuniyet günüydü. Cemil onlara sürpriz yaparak törene yetişmiş, fotoğraf çekilmeden önce kulağına eğilerek ’’aferin benim havuç kafam ,işte böyle izlerimi takip et’’ demişti. Ondan daha duygusal sevgi dolu kelimeler beklerken ,’’Havuç kafa’’ demesinden, gün boyu yüzü asık gezmişti. Belki de o yüzden fotoğraftaki Özlemin gözlerinde garip bir hüzün vardı. O hüzün yine gözlerine yerleşmişken silkinerek bakışlarını tekrar yatağa döndürdü. Oda terk edilmiş gibiydi. İçerideki hava burnunu yakarken, yatağın kenarına çömeldi. Parmak uçlarıyla soğuk çarşafları okşadı. Cemil’in sıcaklığı henüz silinmemişti. 

Nereye gitmişti? Yoksa yine terk mi etmişti onu….

     Ayaklarından yukarıya doğru ilerleyen soğuk hissi ve yalnızlık , vücudunu uyuşturmaya başlamıştı Titriyordu. Eliyle hissettiği sıcaklığa sarılmak, kalan son kokuyu da içine çekmek istiyordu. Onun yatakta bıraktığı boşluğu, kendi zayıf bedeniyle doldurdu. Üşümesi geçmediği gibi daha da artmış, içindeki fırtınaya kapılmış, sanki dalından kopmamak için mücadele eden yaprak gibiydi. Duyduğu son koku Cemil’in olmalıydı. Zihniyle alay edercesine, o son nefesini derin bir iç çekişle aldı.

       Odanın kapısı aniden açılarak ,içeriye hafif bir ışık girdi. Sanki bütün vücudu felç olmuş gibi hareket edemiyordu. Gölgelerin arasında beliren figürler, onun içini ürpertti.

Kim ola bilirdi bu kişiler ? Neden buradaydılar?

    Işık ,Yavaşça artarak odanın içini aydınlattı. Bir an için nefesini tuttu. İçlerinden biri Cemil’e benziyordu. Aynı kokuyu taşıyordu. Diğerleri daha belirsiz, yarı görünür varlıklardı. 

 Figürler sessizce birbirleriyle konuşuyor gibiydi. Sesleri duyulmuyordu ama uzaktan gelen müzik çok netti. Mezuniyetinde Cemil’in kollarında bütün dünyaya sessizce aşkını haykırdığı , içine doğru aktığı gün dans ettikleri valsin melodisiydi. Müziğin son notaları çaldığında, ona sımsıkı sarılmıştı. Her adım her dönüş bir ömre bedeldi. Cemil veda bile etmeden hayatından çıkıp gitmişti. melodisiyi defalarca dinleyerek tekrar tekrar o anı yaşıyordu.

Dış dünyadan gelen sesler yavaş yavaş azalmaya başladı. Odanın içerisindeki sessizlik ,zamanın durduğu bir anı andırıyordu.

Özlemin zihni, geçmiş anılar ve hayaller arasında dengesiz zaman çizelgesinde gidip geliyordu. Hüzün ve pişmanlık duygusu da vardı. Hayatında yapamadığı söyleyemediği şeyler için, içi burkuluyordu. Dışarıdaki sesler tamamen kesildiğinde, Özlem kendini derin bir huzur içerisinde buldu. Sanki tüm acılarından arınmış, hafif bir rüzgarın ,dalından onu alıp götürdüğü bir yerdeydi. Özlem için veda anı ,aynı zamanda huzur anıydı. Kolu sedyeden kayarken, avucunda sıkı sıkı tuttuğu pembe kalpli çorabı koridora düşürdü.

Cemil, çorabı görünce hafifçe eğildi düştüğü yerden avucuna aldı. Özlemin arkasından , neden evden çıktığını ve dikkatsizce araba kullandığını şimdi anlamıştı . Çorap yumuşak dokusuyla, parmaklarının arasında kayboldu. Bakışları koridorda sandalyede oturan omuzları çökmüş Metine doğru yöneldi. Oysa ne kadar sevinmişti Metin ile Özlemin beraber olduğunu duyunca. Eve ilk geldiği günden beri, onu başka bir türlü sevmiş ama asla bu sevginin içinde aşk ve cinsellik yoktu. Özlem’in ona hayran bakışları, sürekli yanında etrafında olmak istemesi, bir şekilde bu duyguyu kontrol altına almak yerine, sessizce uzaklaşmayı tercih etmişti. Ne kadar hatalı olduğunu anlamıştı. Onu yalnız bırakmak yerine , rehber olabilir. Aşkını doğru yönlendire bilirdi.

 Özlem’in ardında bıraktığı bu küçük eşya, onun için sonsuz bir hikayeyi barındırıyordu. Özlem’in ölümü Cemil’i yeniden zorlu ve duygusal bir yolculuğa çıkartacak ,bıraktığı mirası taşımaya devam edecekti…

‘’Adımlarımı takip et, senin için her zaman iz bırakacağım’’


saadet taşkın erbay 06/08/2024





Yorumlar