KAVALA KURABİYESİ

                                                 ANNE KURABİYESİ.

             Feribot Bozcaada iskelesine yanaştığında, yaşlı kadın derin bir nefes aldı. Yıllar sonra adaya geri dönmek , hem heyecan hem de hüzün veriyordu. Hafızası eskisi gibi değildi. Alzheimer hastalığı onun bir çok anısını silip götürmüştü. Ancak adadan esip feribota gelen rüzgar, ona tanıdık bir şeyler taşıyor gibiydi

           Hayatının son demlerinde, çocukken göç ettikleri adaya geri dönme isteğiyle yanıp tutuşmuştu. Kardeşinin kızı Eleni, bu yolculukta ona refakat ediyordu. Mübadele zamanında ailesi ile Türkiye’den Amerika’ya göç etmişler, ada hatıraları artık hayal gibiydi. Yetmiş yıl bu özlemi şarkılarda bazen de annesinin yaptığı kurabiyelerde yaşamıştı. Annesini kaybettikten sonra adaya ait izler zamanla silinmiş, hastalığının da etkisiyle , hafızasının en derin kuyularına gömülmüştü. Kardeşiyle bu isteği paylaştığında , Türk vatandaşıyla evli olan kızı Eleni , Maria teyzeyi annesi gibi hissettiği için büyük mutluluk ile seyehat teklifini kabul etmişti. Alzheimer den dolayı çoğu zaman onları dahi tanımıyordu. Son zamanda Adaya dönmek isteği ortaya çıkmış, oda elinden geleni yapmak istemişti.

           Feribottan indiklerinde ,adanın dar sokaklarında yürümeye başladılar. Eleni çekme bavulla Arnavut kaldırımının taşlı yolunda ,zorlanacağını fark edince, yardım bulmak amacıyla etrafına bakındı. Hamallar bu zorlu yolculuğu fırsata çevirmişler ,elinde bavulla tamda iskelenin bitip taşlı kaldırımlarının başladığı noktada hazır bulunuyorlardı.

-‘’Hanımefendi yardımcı olalım’’ diye atıldı bir genç. Eleni ‘’Efharisto ‘’ diyerek çocuğa bavulu uzattı. Genç çocuğun anlamayan gözlerle baktığını görünce ‘’pardon teşekkür ederim. Kalinda pansiyona gideceğiz .Kamuran hanımın misafirleriyiz’’ dedi. Eleni arkasına dönerek teyzesi Maria ya el salladı. Maria, taş döşeli yolların ve beyaz badanalı evlerin arasında kaybolmuş bir çocuk gibi izlerini arıyordu. Bembeyaz saçları ,hafif çıkmış kamburu, yılların yüzünden silemediği gülüşüyle seksen beş yaşında çocuk gibiydi. Gözlerini kocaman açmış, meraklı bakışlarla sokakları inceliyordu.

           Kalinda pansiyona giden yolda begonviller ile taçlanmış beyaz badanalı mavi ,yeşil, kırmızı renkli panjurlu evlerin her birinden değişik kokular ve çeşitli sesler geliyordu. Maria yabancı gözler ile etrafına bakarak ‘’ Annem nerede ‘’dedi. Eleni ‘yi yaşına uymayan hızla geçerek sokağa doğru yürüdü. Gözlerini kapadı , burnuna dolan tatlı kurabiye kokusu içine çekti. Bu onu çok eskilere götürmüştü. Gözlerini açtığında karşısında büyülü bir şekilde küçülmüş, eski sokağı belirdi. Sokağın sonunda evlerinin kapısını görüyordu. O eskisi gibi evin önündeydi. Küçücük elleriyle kapıyı ittirdiğinde kurabiye kokusunu takip ederek mutfağa kadar geldi. O an hafızasının derinliklerinde bir kapı aralandı. Küçük bir kız çocuğu olarak annesinin yanında kurabiye yaparken ki anıları canlandı . Annesinin ona kurabiyelerin sırrını anlatırken, mutfağa yayılan o eşsiz koku…. Kavrulmuş badem ve tereyağının iç içe geçtiği efsanevi aroma. Unu eleyerek tencereye dökerler, üzerine eritilmiş tereyağı ilave ederek ,elleriyle yoğururlardı. Kavrulmuş bademleri, iri parçalara ayırarak hamurla birleştirirler fırından yeni çıktıklarında pudra şekeri içinde yatırır , sıcak sıcak yerlerdi. Çıtırlı bir sesle ağzında dağılan kurabiyenin içi pamuk gibi yumuşacık olurdu. İlk ısırıkta damakta kalan buğdayın tadı çocukluğunun sıcak yaz günlerine götürürdü.

             Adadan ayrılmak zorunda kalışları ,burada bıraktıkları kıymetli hatıralar ve eşyalar gömülü yerden çıkmaya başladı. Savaş döneminde yaşadıkları kıtlık zamanı kısıtlı malzeme ile yaptığı kurabiyenin her lokmasının ne kadar değerli olduğunu. Annesine duyduğu özlemi…

‘’kokular ve tatlar unutulan anıların anahtarlarıdır’’

03.09.2024 Saadet Taşkın Erbay 








Yorumlar