KÖYLÜ KIZI

                             KARMAŞIK-KÖYLÜ KIZI

            Çocukluğum dağların arasında saklı kalmış, küçük bir köyde geçti. Eski Rum kasabası olduğundan zaman içinde ismi Armaşa’ dan Akmeşe’ye evrilmişti. Bence devrilmiş. Armaşa olarak bahsedeceğim.

           Armaşa’ın köyü olan Mecidiye’ye Sekiz aylık bebekken kış günü getirildim ve yedi yaşında sonbahar mevsiminde ayrıldım

        Annemin evi ,iki göz oda ,kerpiç evdi. Dedemle beraber yaşardık. Neden annemin kocasına dede diyorum bilmiyordum. Babam olduğunu söyleyen bir adam arada sırada şehirden gelir, elinde bir kasa Coca-Cola, bir poşet adını bilmediğim, mis kokusu burnuma gelen yiyecekler olurdu. Annemin şalvarı arasına saklanır, kınalı sarı saçlarımı geriye doğru atar, babam olduğunu söyleyen adama yabani bakardım. Oda sanki ürkek kedi yavrusuna yanaşır gibi, getirdiği Cola-Cola şişesini bir eline, yiyecekleri diğer eline koyarak;

Gel yavrum, bak sana neler getirdim der, parlak renkli ambalajları sallayarak hışır hışır sesler çıkarırdı.

Annem ‘’hadi git al ‘’ deyince, Şalvarımın paçalarında toprağın izi, ayaklarımda kara lastik ayakkabının kabalığı , üzerimde çiçekli fistanımın zarifliği , iki yana örülmüş, kına kokan ateş gibi parlayan saçlarımla yaklaştıkça, adamın yüzünde açan kocaman gülümseme, kalbimi de ısıtırdı. Karşı karşıya gelince babam birden atılır ‘’yakaladım seni ‘’ diye haykırarak, beni havaya kaldırırdı. Her seferinde beni şaşırtmayı ve kandırmayı başarırdı.

         Yakışıklı adamdı babam. Esmer ,temiz ve bakımlıydı. Köydeki erkekler gibi değildi. Her gelişinde tıraşını olmuş olurdu. Mis gibi losyonun kokusunu içime çeker, yanağımı o pürüzsüz yanaklarına sürerdim. Dedem ter kokardı. Beni öptüğünde sakalları yanağıma batardı. Belki o yüzden ona ‘’dede’’ diye hitap etmem. Dedeydi işte. Babam gibi değildi. 

Babamın kollarında havada süzülürken ,sıcak nefesini yüzümde hissederdim. Mutluluğun doruklarında olsam da içimde tuhaf bir ağırlık olurdu. Annem ve dedemin sevgileri benim için sonsuz bir sığınaktı. Bu mutluluğun tadını çıkartamaz, suçlu gibi hissederdim

     


Yedi yaşıma gireli birkaç ay olmuştu ki, annemin görümcesi yani dedemin kardeşi geldi. Annemin görümcesine anneanne derdim. Yanında genç bir kadın ona eşlik ediyordu. Annem olduğunu söylediler. Ona ait bir anım yoktu. Kavramlar ile aram çok iyi olmadığından ne anlama geldiğini açıkçası çokta anlamadım. Bana birkaç parça elbise ve ayakkabı getirmişlerdi. Hala aklımdan çıkmaz; Sarı bluz , kahve rengi kadife etek, siyah babet pabuçlar, beyaz kilotlu çorap. Köyde çıplak ayak gezen ben , önüme konulan bu eşyalar ile adeta büyülenmiştim.

        ‘’Bizimle gelirsen bunlardan sana daha çok alacağız. Şalvar giymeyeceksin, okula gideceksin, yeni arkadaşların olacak’’ dedi genç kadın

  Anneme baktım. Gözleri yaşlıydı. Dedem odanın diğer ucunda , duvara yaslanmış sessizce ağlıyordu.


-onu kendi evladımızdan ayırmadık. Yedi yıldır kızımız oldu. Getirdiğinizde o kadar küçük ve hastaydı ki yaşamaz sandım.


Söze annem devam etti.’’ Her gece kucağıma yatar sırtını kaşıtır. Hala da en sevdiği şey budur’’. 

Gece yer yatağında balık istifi sıralandık . Annem olduğunu söyleyen kadın ile annemin ortasında yatıyordum. Gece boyu iki kadınında beni okşadığını , kokladığını hayal meyyal hatırlıyorum. Biri bana veda ederken diğeri karşılıyordu. Sabah çok erken uyandık. 

‘’hazırlan sende misafirleri geçirmeye geleceksin ‘’

Hazırlıklar bitip yola çıkacağımız anda ,yan bahçedeki evden arkadaşım reyhan koşarak geldi. ‘’Mari kız sen sehre gidiyon’’ dedi. 

Şaşırdım. ‘’ Ne sehri, misafirleri yolcu edip gelecem ‘’

‘’ama annem öyle demedi. Saadeti götüreceler bir daha görmeycen. Git son defa gör’’ dedi.


 Kalabalığa doğru baktım. Eşeğimin sırtındaki heybelere bana ait eşyaları koyuyorlardı. Annemin gözleri yaşlı, ananemin bakışları sert, genç kadın heyecanlı, dedemse yere bakıyordu. İçime korku düştü. Koşarak anneme sarıldım.


‘’annem almasınna beni, okulda istemeyom, gitmekte istemeyom’’


‘’aaaa olur mu gızım sen hiç bir yere getmeycen. Hadi ağlama ‘’diyerek beni kucaklayarak eşeğe bindirdi. Ben eşeğin sırtında onlar yaya kasabaya geldik. Yolda sanki bir daha buralara gelemeyeceğim içime doğmuş gibi dağa taşa, akan dereye, uçan kuşa doyamayan gözlerle bakıyordum.  

 Armaşa’da bir meydan vardı. Otogar olarak kullanılıyordu. Köşede eski kiliseden bozma taş cami , yanında yatılı ruhban okulu ve karşısında çarşısı bulunmaktaydı. Gelen otobüs öğlen saatinde kalkardı. Annemin şalvarına yapışmış , görünmez olmak için mücadele ediyordum. En son otobüse ananem ile gelen genç kadın bindi. Yerine oturmadan tekrar kapıya yaklaştı. 

‘’ saadet gel kızım seni öpeyim’’ dedi. Dedem beni annemin şalvarından çıkararak kucağına aldı ve otobüse doğru uzattı. Ben öpülmek için yanağımı çevirdim. Birden ne olduğunu anlayana kadar kucaktaki yerim değişti. Annem dedem dışarda ben içerideydim. Beni götürdüklerini anladım. Avazım çıktığı kadar bağırdım. Ağlıyor, çırpınıyorum beni tutan ananem ve genç kadını tekmeliyordum. Yolculardan bir kadın arkasına doğru dönerek 

‘’ hanım haanım neden kızı annesinden ayırıyorsunuz …yazık yazık dedi.

O ana kadar sesi çıkmayan genç kadın,’ ’onun gerçek annesi benim .O kadın sadece onun bakıcısı. Çocuğu eve götürüyoruz ‘’ dedi.

  Ananem beni sarsarak, "Sus! Sus edepsiz. Senin annen bu kadın," diye bağırdığında, kalbim paramparça oldu. Otobüsün penceresinden son kez baktığımda, köyün tozlu yolları ve uzaktan görünen minaresi, içimi bir hüzünle doldurdu. İzmit'e doğru yol alırken, kollarımda hissettiğim yabancılık duygusu, içimde derin bir yalnızlık yarattı. Sanki bir parçam, köylü kızı Saadet, orada kalmıştı.

Binaya yaklaştıkça balkonlardan yolumuzu gözleyen komşuların meraklı bakışlarını üzerimde hissettim. "Nazlı, Nazlı hadi gözün aydın!" diye seslenirlerken, ben kendimi bir anda bir tiyatro oyununun ortasında gibi hissettim. Sanki herkes bu olayı önceden biliyordu. Kapıdan içeri girdiğimizde, büyük ve yabancı bir eve adım atmıştım. Köydeki küçücük evimden sonra burası bir saray gibiydi. Kardeşlerim beni şaşkınlıkla süzüyorlardı. Kınalı saçlarım ,şalvarım ve çiçekli fistanım ile salonun ortasında ama uyumsuz şekilde duruyordum.

İçimde karmaşık duygular bir araya gelmişti: heyecan, korku ve yalnızlık.

Kapı gürültüsüyle irkildim. Babamın içeri girmesiyle yüzümde bir tebessüm belirdi. Bu yabancı ortamda, babamın varlığı bana bir nebze olsun huzur veriyordu. Genç kadın, "Çok ağladı, zor oldu. Tam bir yabani, bize nasıl alışacak bilmiyorum ‘’dedi . Sözleri, yüreğime bir hançer saplandı. Onlara öfkeyle bakarken, gözlerim doldu. Buraya ait değildim, onlar da beni anlamıyordu. Kendimi bir kafese kapatılmış bir kuş gibi hissediyordum

Pencereden dışarı baktım. Yeni evim, köyümdeki gibi sıcak ve samimi değildi. Burada her şey çok büyük ve soğuktu. Odamdaki oyuncaklar beni mutlu etmiyordu. Oyuncaklarım çamurdan yapılmış olurdu. Hikayelerim kendi hayal gücümden doğardı. Köyümde, anne dediğim kadın beni büyütmüştü. O benim her şeyimdi. Burada ise kan bağı olan insanlar vardı ama onlarla aramda bağ hissedemiyordum. Aile sadece kan bağı değil, sevgi üzerine kurulu bir bağdı. Benim ailem, köyümdeki o küçük evde, beni seven insanlardı.



  









Yorumlar