BANA KIRMIZIYI ANLAT
BANA KIRMIZIYI ANLAT…
Telefonu açtığımda genç bir kızın sesini duydum. “İldem ben. Nasılsın ablacım? Senden bir ricam olacak. Yan komşumuz Faik Bey görme engelli. Köpekleri Zeus’u sahiplendirmek istiyorlar,” dedi. Yuva bulmam için yardım istiyordu. Kabul ettim. Köpeğin fotoğraflarını göndermesini istedim. Bir yandan da kızıyorum; görme engelli kişinin ileriyi düşünmeden bir canı sahiplenmesi ve şimdi de ondan vazgeçmeleri… Kendimce yardım ederken bu candan nasıl vazgeçiyorlar, aklımca hesap soracağım. İldem’in tarif ettiği eve geldim. Kapıyı ince yapılı, uzun boylu bir adam açtı. Faik Bey için geldiğimi söyleyecekken, “Saadet Hanım değil mi? İldem kızım şimdi aradı, geleceğinizi haber verdi. Buyurun,” dedi. Adam o kadar rahat hareket ediyordu ki içimden “Faik Bey’in eniştesi sanırım,” diye geçirdim. Eliyle içeriyi işaret etti. Salonda, şişman gözlüklü oturan adamı gördüm. Önündeki eşyaları elleriyle inceliyordu. İçerisi birbirinin üstüne yığılmış, her an evden çıkarılacak eşyalar ile doluydu. Odaya girdiğimin farkında değildi. “Tamam, Faik Bey bu sanırım,” diye içimden geçirdim. Adama yaklaşırken dili bir karış dışarıda, hızlıca nefes alan, kahverengi pug köpeği gördüm. Bana kapıyı açan bey, hemen köşedeki kanepenin kenarına ilişmişti. “Faik Bey, çok tatlıymış,” dedim. Adam oturduğu yerden bana cevap vermedi. Cevap arkamdaki ince uzun boylu ve kanepede oturan adamdan geldi. “Evet, Zeus, o benim ışığım, can yoldaşım. Eniştem kulaklık takmadığında hiçbir sesi duymaz,” dedi. Şaşkınlıkla adama döndüm. Onun yüzünü dikkatlice incelemeye başladım. Görme yetisi, göz kasları doğuştan istemsizce sağa sola değil, normal gören göz gibi sesin geldiği yönü takip ediyordu.
Karşımda hayata küsmüş, karanlıklar içinde yaşayan bir kişi beklerken, yüzünde gülüşü eksik olmayan, bakımlı ve neşeli bir adam görüyordum. Zeus da hemen onun yanına gidip ayaklarının dibine uzanmıştı. Eliyle uzanarak köpeğin bulunduğu bölgeyi, başını aradı ve buldu. Okşayarak tekrar, “O benim ışığım, ayrılmak çok zor. Yeni taşınacağımız yerde istemediler. Apartmanca karar almışlar. Evde evcil hayvan yasakmış. Ne yazık ki bunu evi kiralayıp taşınacağımız zaman öğrendik. Ne dedimse kabul ettiremedim,” dedi.
Faik Bey, kırk yaşına kadar renkli, aydınlık bir dünyada yaşamış. Ancak, gece körlüğü hastalığı nedeniyle görme yetisini kaybetmiş. Zamanla bu durum onun için yıkım olmuş. Bir zamanlar canlı renklerle dolu olan dünyası, yavaş yavaş karanlığa gömülmüş. Bu süreçte büyük çaresizlik ve umutsuzluk yaşamış. Hayatının anlamını yitirmiş, eşi onu terk etmiş ve içine kapanmış. Sosyal hayatı tamamen alt üst olmuş, kendini toplumdan soyutlamış. Küsmüş, kırgınlıkları artmış ve insanlara karşı güvenini kaybetmiş… İçine düştüğü karanlık dünyadan aydınlığa çıkabilmek için yollar aramış. Sonunda yazmanın ona iyi geleceğini fark etmiş.
Hayatının iki dönemine ait biyografi kitabı yazmış. İlk dönem aydınlık günlerinin karanlığa gömülmesi… İkinci dönemse aydınlığa doğru yürümesi… Yazmak onun için terapi olmuş. Her kelimede içindeki karanlık aydınlanmaya başlamış. Yazdıkça içindeki umut yeşermiş. Doğuştan engelli bir dostu, “Faik, sen bir dönemde olsa dünyayı, ışığı, renkleri gördün. Bana kırmızıyı anlatır mısın?” deyince kitabının da isminin ilham kaynağı olmuş. “Renkleri hiç tanımayan birine nasıl anlatabilirdim? Şükürler olsun ki ben en azından yeşili, kırmızıyı, maviyi, her şeyi gördüm. Evlatlarımı gördüm,” dedi.
Bana Kırmızıyı Anlat…
Kitap, görme engelli bireylerin yaşadığı zorlukları ve bu zorluklarla nasıl başa çıkabileceklerini anlatıyormuş. Kitabı birçok engelli bireye ışık olmuş.
Öfke ile geldiğim yerde, karşımdaki tablo beni çok üzmüştü. Faik Bey hayatından kesitler anlatıyor. Yaşadığı umutsuzlukları ve karanlıkları, oradan çıkışını, Zeus’un hayatına girişini anlatırken yüzündeki çocuğun coşkulu ifadeleri… Benim bütün kızgınlıklarımı alıp götürmüştü.
Zeus, onun dokunuşlarıyla daha da yanaşmış, ayrılacağını anlamış gibi ayaklarının arasına saklanmaya çalışıyordu. Aile olarak bildiği bu kişilerden ayrılmak zorundaydı. Faik Bey, “Ne dedimse kimseyi ikna edemedim. Zeus benim çocuğum dememe rağmen, yeni eve ve site sakinlerine kabul ettiremedim. Oysa kapı açık kalsa havlar, uyarıda bulunur. Eve dönüş yolunda rehberim olurdu. Onsuz hayatım sanki yine karanlığa gömülecek gibi. Oysa şimdi sizi tanıdım ve ona en güzel yuvayı bulacağınıza eminim,” dedi.
Yasalar ve kanunlar bizi korurken bazen ayırabiliyor. Onlara baktığımda aklımdan geçenler, dilimden döküldü:
“Hayatınızdaki karanlığı aydınlatmayı başarmışsınız. Ancak ne yazık ki, insanların karanlık ruhlarını hiçbir ışık aydınlatamıyor.” Gerçek karanlık, gözlerde değil
ruhlardadır.
Yorumlar
Yorum Gönder