ÇIPLAKLIK GİYİNMEKTİR
1/4
BAKMAK VE GÖRMEK ARASINDAKİ FARK
Hasan Efendi aldığı karardan pişman olmaya başlamıştı. Son günlerdeki sefil ve borçlu hayatından çıkış için para kazanması gerekiyordu. Kapıcılık yaptığı apartmanda Kemal Bey'den yardım isteyince, "Hasan abi, ben izne çıkacağım. Benim yerime bir hafta çalışabilir misin?" demişti. Açıkçası onun gibi temiz, bakımlı, yakışıklı, boylu poslu bir erkeğin yerini bu güdük tip ile nasıl dolduracaktı, bilemiyordu.
Şimdi buradaydı. Soyunması için ona bir kabin göstermişlerdi. İşe bu kadar çabuk kabul edilmesi de şaşırtıcıydı. Kemal Bey, "Hasan Efendi, bir şey yapmayacaksın. Güzel Sanatlar Fakültesi'nde canlı modelim. İş kolay. Öğrencilerin önünde çizimleri için model olacaksın," dediğinde sözleşmeyi okumadan imzalamış, şimdi okumadığı maddelerden dolayı pişmanlık yaşıyordu. İyi de para vereceklerdi. Ancak otuz yıllık evliliğinde mahreminin önünde bile çıplak vaziyette saatlerce durmamıştı. Kapının ardında kızlı erkekli yaklaşık yirmi kadar öğrenci, hayran oldukları canlı model Kemal'in yerine geçici olarak gelecek kişiyi bekliyordu.
Çalışma podyumuna adım attığında bütün bakışlar şaşkınlıkla ona doğru çevrildi. Orta yaşlı, sıska bir adam olan Hasan Efendi, cılız ve zayıf vücuduyla yarım ay şeklindeki platformda belinde peştamal ile duruyordu. Öğrencilerin olduğu yerden hafif mırıltılar ve birkaç kıkırdama duyuldu.
"Kemal abi, yaktın bizi."
"Dekanlık tasarruf tedbirlerinde önce bizim modelden başlamış."
"Kızlar, bu bir ölçü değildir."
En öndeki kız öğrenci gülerek, "Evet, Picasso’nun kemik versiyonunu bulmuşlar," dedi. Öğretmen, oluşan bu gayri resmi havayı ciddiyete dönüştürmek için öksürerek ama oda latif bir bakışla, "Evet arkadaşlar,
2/4
modelimiz yerini aldı. Ben duruşunu ayarlayacağım. Lütfen, Hasan Bey’in ilk günü. Yardımcı olalım," diyerek Hasan Efendi'ye yaklaşıp elinin sıkıca tuttuğu peştamalı üzerinden çekti.
Hasan Efendi, yirmi gencin önünde anadan üryan duruyordu. Öğretmen onu cansız bir mankenmiş gibi eğiyor, büküyor, şekillendiriyordu. Öğrenciler, merakla vücudunun her noktasına bakıyor ve aynı zamanda önlerindeki kağıtlara bir şeyler çizmeye başlamışlardı. Herkesin baktığı noktada Hasan Efendi küçülmüş, zerre kadar kalmıştı. Zihnini bir şeylerle meşgul etmeliydi. Yoksa bu duruma dayanamazdı. Kaç saat geçti bilmiyordu. Çoluk çocuğunun maskarası olmuştu. Paraya ihtiyacı olmasa asla böyle bir şeye kalkışmazdı. Kemal Bey'i düşündü: "Onun için sorun olur muydu? Olmazdı tabii. Genç, yakışıklı, övünülecek bir fiziğe sahipti. Oysa gençler Hasan Efendi'yi nasıl çizeceklerdi?" Bu düşünceler beyninde uçuşurken "mola" sesini duydu. Büyük bir utançla kendine ayrılan kabine, peştamali bile sarılmadan koşarak girdi. Az daha düşeyazacaktı.
Ana salonda öğrencilerin ve öğretmenin konuşmaları duyuluyordu. Neler söylendiğini ziyadesiyle merak ediyordu. Kulaklarını kabartarak içeriyi dinlemeye başladı. Kendisini çok zebun hissetmişti.
Öğrencilerin hocası, tek tek gençlerin çalışmalarına bakıp yorumluyordu. Grubun parlak öğrencilerinden Tan'ın çalışmasını gösterdi. Teknik olarak kusursuzdu. Modelin tüm ayrıntıları ışık ve gölge oyunlarıyla tuvale aktarılmıştı. Ancak resim bir şekilde ruhsuz ve cansız görünüyordu. Ayrıntılara girilmemiş ve sadece nesne olarak çizilmişti. Birçok öğrenci de Hasan Efendi’yi aynı şekilde tuvale yansıtmıştı.
Öğrencileri arasında takdir ettiği, çizimlerindeki ayrıntıları ve ruhu yakaladığına inandığı Zeynep’in yanına yaklaşıp tuvaline baktı. Zeynep, çalışma boyunca teknik olarak birçok hata yapmasına rağmen modeli çok dikkatli incelemiş; ilk
3/4
başta zayıf ve cılız görünen bu adamın derinliklerinde neler sakladığını merak etmişti. Kalemini eline alıp çizmeye başladığında sadece fiziksel ayrıntılarla sınırlı kalmak istememişti. Onun hikayesini ve ruhunu da yansıtmak istiyordu.
Zeynep’in gözleri Hasan Efendi’nin saçlarına kaymıştı. Seyrek gri telleri başının üzerinde düzensiz bir şekilde tarumar olmuştu. Her bir tel yılların ve yaşanmışlıkların izini taşıyordu. Yüzü, ince çizgiler ile doluydu. Alnındaki kırışıklıklar, hayatının zorluklarını ve sıkıntılarını yansıtıyordu. Burnunun hemen yanında derin bir yara izi vardı. Sanki yıllar evvel yaşadığı bir kavgadan ya da kazadan kalma gibiydi.
Modelin gözleri Zeynep’in en çok dikkatini çeken yerdi. Gözleri, derin bir hüzün ve mahcubiyetle doluydu. Göz kapaklarının hafifçe düşüklüğü, sürekli bir yorgunluk ve yaşam mücadelesinin izlerini taşıyordu. Bu gözlerdeki saklı hikayeleri elinden geldiğince tuvaline yansıtmaya çalışmıştı. Modelin kamburu, yılların ve yüklerin ağırlığını taşıyordu. Omuzları düşüktü. Sanki hayat ona sürekli bir ağırlık vermiş gibiydi. Kollarındaki ince kaslar ve belirgin damarlar ne kadar sağlıksız olduğunu gösteriyordu. Sol elinin işaret parmağı hafifçe yamuktu. Belki bir kırık, belki de yanlış kaynamış bir kemiğin sonucuydu. Bacakları da çok zayıf ama güçlüydü. Ayak bileğinin yanında küçük bir dövme vardı. Belli ki gençliğinde yaptırdığı küçük bir hatıraydı. Zeynep bu adamın yaşam mücadelesini iliklerine kadar hissetmişti. Önceki modelleri olan Kemal Bey'deki kibir doluydu. O öğrencilere sahip olduğu materyali sunarken, Hasan Efendi’deki vakar duruştan eser yoktu. Modeli sadece dış görünüşü ile değil, iç dünyasıyla da çizmeye çalışmıştı. Kalemiyle, modelin bedenini tuvale yansıtırken bakmak ve görmek arasındaki farkı da anlamaya başlamıştı. Gözlerindeki hüzün, yüzündeki çizgiler, kamburu ve yara izleri... hepsi birer hikaye anlatıyordu.
Öğretmen, seçtiği bu iki resmi öğrencilere göstererek arasındaki farkı açıkladı: "Tan modelin fiziksel varlığına baktı ve bunu mükemmel şekilde tuvale aktardı. Görüyorum ki çoğunuz da böyle yapmışsınız. Zeynep arkadaşınız ise modelin
4/4
ruhunu gördü, iç dünyasını hissetti. Bakmak yüzeyde kalmaktır. Görmek ise derinlere inmektir, özü anlamaktır. Sanat, görmek ve gördüğünü ifade etmektir."
Hasan Efendi, bu duydukları karşısında içini huzur kapladı. Mola bitmek üzereydi ve çalışma saatinin ikinci kısmı başlayacaktı. Öğrencilerin karşısına çıktığı ilk andaki o mahcubiyet ve içindeki vaveyla gitmiş, yerine garip bir öz güven gelmişti. Bu sefalet dolu hayatında ilk defa onu gören birileri olmuştu. Kabinden çıkıp, ilerleyerek platformdaki yerine geçti. Artık zihninde geçen tek düşünce, parayı alınca eşine yapacağı sürpriz evlilik yıldönümü hediyesine karar vermekti.
Yorumlar
Yorum Gönder